Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.

Köşe yazısı da delil olur bir ‘kıl’ da

Paralel yapının marifetleri öyle görünüyor ki, sayarak bitmiyor. Yalan, iftira, entrika, darbecilik, dini istismar, yetkiyi ve görevi suiistimal, kadrolaşma, emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma vs.

Bütün bu özelliklerini göstere göstere sergiliyorlar ve pişkince.

Ama bugünlerde gördüğümüz daha açık bir özellikleri de cazgırlıkla suçluyken güçlü görünme konusunda sergilenen üstün performans ve pişkinlik. Operasyonu günler öncesinden polisin içindeki köstebekleri marifetiyle öğrenebildiklerine göre aslında haklarında başka delile bile gerek yok.

Polisin içinde hala devlete veya polis teşkilatındaki hiyerarşik düzene değil kendilerine çalışan elemanlarının olduğu aslında bu olayla birlikte kesinlik kazandı. “Nerede, hani paralel? Gösterin de gidip biz de üye olalım” diye Kılıçdaroğlu triplerine yatmalarına gerek yok. Bu hali görüp de “işte paralel” diyerek kimsenin salağa yatmasına veya başkasını aptal yerine koymasına uygun bir durum yok artık.

Daha kimsenin ruhu duymamışken polisin içindeki elemanları eliyle öğrendikleri bilgileri sosyal medya üzerinden paylaşarak bir de kalkışma örgütlediler. Yetmiyor, kısa süre içinde dünyada şimdiye kadar himmet paralarını yedirdikleri medyadaki etkili çevrelerdeki bütün adamlarını harekete geçirerek kendilerine yapılacak olan operasyonu daha yapılmada, bir “özgür basını susturma, muhalefeti bastırma” olarak anlatıp onları sazan gibi düşürüyorlar.

Halihazırda aralarında yüzlerce gazetecinin de bulunduğu 50 bin kişinin tamamen keyfi ve işkence şartları altında tutuklu bulunduğu, her gün onlarca kişinin sivil gösterilerde hayatını kaybettiği Mısır’a dair hiç bir tepkilerini duymadığımız  yabancı basından ve siyaset çevrelerinden henüz olmamış ve muhtevası belli olmayan operasyonlar için müthiş bir tepki kampanyasını bu sayede görmüş oluyoruz. Göz yaşartıcı bir hassasiyet, “özgür basın” adına umut verici bir görüntü doğrusu

Aslında bu vesileyle bu yapı psikolojik harp teknikleri konusunda da hiç de az marifetli olmadığını ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar saman altındaki yollardan sessiz sedasız ne sular seller yürütmüş olduklarına dair başka bir delile de, bilgiye de gerek bırakmıyorlar. Bu marifeti, taa, altmışlı yılarda Komünizmle Mücadele yıllarında kontrgerilla temrinleriyle kapmış olduklarını bugün daha iyi anlıyoruz.

14 Aralık’ta başlatılan operasyon aslına bakarsanız, örgütün suç işleme tarzını en açık şekilde ele veren bir olayın mağdurlarının şikayeti üzerine başlatılmış bir operasyon. Polis, yargı ve medya işbirliği içinde hedef alınan herhangi birinin hayatının kısa süre içinde nasıl karartılabildiğine dair mükemmel bir örnek. Bu örnek sadece ismi bile paralel yapı tarafından “tahşiye” diye konulan gruba mahsus da değil. Paralel yapının herhangi bir faaliyet alanına giren her kişi veya gruba karşı bu yapının muamele tarzı bu.

Bu yanıyla yaptıkları mafya örgütlenmelerinin yaptığından farksız. Bir farkla, şimdiye kadar Türkiye’de dini ve milli motifleri bu kadar etkili ve yaygın bir biçimde kullanabilen ve başta yargı ve emniyet olmak üzere devletin bütün birimlerinde bu kadar yaygın bir biçimde örgütlenmiş bir mafya örgütü yoktu.

Dershane alanına giren ve bu konuda yapıyla rekabet eden biri görüldüğünde hemen paralel yapıyla bağlantılı bir savcıya o kişi hakkında bir uydurma ihbar mektubu gönderiliyor, savcı hemen bütün iletişim araçlarını, telefonunu dinleme kararı alıyor ve kısa süre içinde o kişiye çökülüyor.

Yolsuzluğa karşı temiz toplum aradıkları yok. İstedikleri şey, kendilerine haraç vermeyen, kendilerini görmeyen hiç bir bakanın, hiç bir başbakanın kalmaması idi. 17 Aralık yıllardır her tarafta denedikleri bu “çökme” işleminin hükümete karşı sergilenmesinden başka bir şey değildi.

Tahliye edildikten sonra pişkin pişkin kalkmış “basın susturulamaz” diyor. Basını susturmak isteyen varmış gibi. “Ortada delil diye hepsi hepsi iki köşe yazısı bir haber” diyor. Bununla mı suçluyorsunuz diyor. Milleti aptal yerine koyarak.

Sayın “gazeteci”. Kimseyi iki köşe yazısı için aldıkları yok, bunu sen de biliyorsun aslında ama yine söyleyelim. Ortada o köşe yazıları ve haberler marifetiyle mağdur edilmiş, hayatları karartılmış insanlar var. Hiç bir suçları yokken evlerine örgüte bağlı polisler eliyle bomba konulmuş ve bu bombalar yüzünden “terör örgütü” diye iftira atılmış insanlar var. O “iki köşe yazısı” da pekala o suçların delilidir. Bazen bir “kıl” da bir cinayet mahallinde olayın aydınlatılması için bir delil olabilir.

Yoksa, basını susturmak isteyen kim? Basın susturulmuş olsa, senin basının adliye meydanının önünde oynadığın gülünç kahramancılık oyununu canlı canlı televizyondan verebilir miydi? Anlayana, o görüntünün kendisi suratına çalınmış bir cevaptır. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Hayatlarını kararttığınız, mafya gibi mallarına, mülklerine, özgürlüklerine çöktüğünüz insanlara karşı dini de, hizmeti, de demokrasiyi de kalkan olarak kullandınız. Gazeteciliği, özgür basın söylemini mi kullanmayacaksınız?

Enselenmiş darbecilik ve hırsızlıklarınızı örtbas etmek için istediğiniz kadar cazgırlık yapın, yaptığınız herşey sizi daha da batırıyor. Halk nezdinde meşruiyetinizi, inandırıcılığınızı, güvenilirliğinizi kaybetmişsiniz.

Yıllarca himmetlerini sömürdüğünüz masum Türk halkı nezdinde kaybettiğiniz itibarınız size pul olarak yeter.