Paralelcinin şaşkını, Alman görür kendini

Geçtiğimiz hafta Der Spiegel dergisinin internet yayınında Almanya”nın Türkiye”yi, yani kendisi gibi bir NATO ülkesini yılardır dinlediğine dair bir haber yayınlandı ya. Neresinden bakarsanız, nur topu gibi bir skandal ile karşı karşıya olduğumuzun resmiydi bu tabi. Almanya”nın devlet olarak, hükümet olarak, faka bastığının da fotoğrafı.

Kısa sure önce ABD tarafından dinlendiği ortaya çıktığında Almanya”nın verdiği tepkiler taze taze hafızalarda. Dostların birbirini dinlemesinin kabul edilemeyeceği yönündeki açıklamaların ardından konu kapanmıştı.

Neden bu kadar çabuk kapandı? Olayın derinliğinde başka mevzular da var mıydı, bilemedik, ama Almanya bu bilgiye sahip olduğu andan itibaren ABD”ye karşı nasıl bir yaptırım uygulayabilirdi sorusu aslında uluslararası hukuk ve reel siyasetin dengeleri açısından yaklaşılması gereken bir sorun olarak kayıtlara geçti.

Bu olayın gerilimi daha bitmeden Almanya”nın kendisinin de Türkiye”yi, hatta bilahare 80 ülkeyi daha dinlediği ortaya çıkınca, Almanya”nın başta ABD”ye olmak üzere hiç kimseye bundan dolayı bir şikayette bulunma hakkı kalmamış oldu. Olay açığa çıktığı andan itibaren Merkel”in verdiği tepki “olur böyle şeyler, istihbaratın tabiatında var böyle şeyler” yollu bir tür teslimiyetten öteye geçmedi. “Açıklayabilirim” deyip her şeyin ortada olduğu bir duruma kendisini daha da komik duruma düşürecek mazeretler uydurmaya çalışmamış olması onun gücünün değil mahcubiyetinin gösterisiydi aslında.

Alman ve Türk medyasına geniş şekilde yansıyan iddialar üzerine bu ülkenin Ankara Büyükelçisi 18 Ağustos günü Dışişleri Bakanlığımıza çağrılarak, iddialar hakkındaki tepki, görüş ve beklentilerimiz dile getirildi. Bu çerçevede, iddiaların doğru olması durumunda, şiddetle kınadığımız bu tür faaliyetlerin durdurulması gerektiği ve bu konuda resmi ve tatminkar bir açıklama beklediğimiz ifade edildi.

Bilahare “dönemin” Dışişleri Bakanı sayın Davutoğlu, aynı gün Alman mevkidaşı Frank-Walter Steinmeier ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde bu beklentimizi dile getirdi. Bu görüşmede Alman tarafı bu konunun açıklığa kavuşturulmasını temin edeceğini ifade ederek iki ülke istihbarat teşkilatları başkanlarının bir araya gelmesini önermiş. Bu çerçevede ilgili Alman yetkilinin önümüzdeki günlerde ülkemize gelerek gerekli temas ve izahatlarda bulunmasını beklemekteyiz.

Yani Türkiye”nin konuyla ilgili takibi ve tepkisi bitmiş değil, bu konuda Alman hükümetinin gerekli adımları atmasını bekliyoruz.

Almanya bu dinlemelerden dolayı bize karşı zaten savunma konumunda. Elinde bilgi varmış da ondan dolayı sesimizin çıkmadığını kim nereden çıkarıyor?

Bütün bu olup bitenler bu aşamada yapılabilecek makul şeyler, ama belli ki bunlar bizim paralel kulakları kesmemiş. Verdikleri tepkilere bakılırsa Almanlarla eşit muamele istiyorlar. “Biz dinledik diye bize savaş açtınız, elin Almanı bizden daha mı değerli ki, ona savaş açmıyorsunuz?” demeye getiriyorlar.

Katıldığım bir televizyon programında bu hadise üzerine Türkiye olarak yaptıklarımızı anlattıktan sonra, şimdi “Almanlara bundan dolayı savaş mı açalım?” deyivermişim ya? Almanya”ya paralelcilerden farklı davranmış oluyormuşuz meğer.

Bizim şaşkın paralelci kendini bir anda Alman gibi görmeye başlar. Onlara var da bize yok mu?

Behey şaşkın paralelci! Almanların bizi dinlemesi, dinlemeye çalışması, bizim içimizi dışımızı öğrenmeye çalışması, Almanlığın tabiatındandır. Tıpkı Fransızlığın, Amerikalılığın, İsrailliliğin, Rusluğun tabiatından olduğu gibi.

Onlar başka ülke, başka devletler. Dost göründükleri için bize karşı bu davranışını gördüğümüzde onlardan bunun hesabını sorarız, açıklamalarını bekleriz, icabı hallerinde bedelini de uluslararası hukuk çerçevesinde ödetmenin yoluna bakarız. Bundan dolayı bir ülkenin başka bir ülkeye savaş açtığı görülmüş şey değil. Casusluk faaliyetleri soğuk savaş yıllarında da şimdi de hiç kesintiye uğramadı. Ama bu faaliyetler ortaya çıktığında çok nadiren savaş sebebi sayılmıştır (onu da öyle sanıyorum, yoksa hatırladığım bir örnek yok).

Oysa bizim şaşkın paralelcilere kalırsa Almanya”ya da savaş açmalıyız. Ama Türkiye”nin ve bilhassa, hükümetin bu dinlemelerden mütevellit kritik bilgileri Almanya”nın elinde olduğu için, üzerine gitmeye cesaret edemiyormuş.

Şaşkın paralelci meğer Alman”ın casusuyla empati kurarmış. Kendini mi onun yerine, Alman”ı mu kendi yerine koyuyor, o bile anlaşılmıyor, ama bu yaygaralarıyla aslında Türkiye ile asli ilişkilerini, konumlarını itiraf ettiklerinin farkına bile varmıyorlar. Şaşkın halleriyle önlerine gelen argümana, malzemeye, sarılınca saplandıkları batakta çırpındıkça daha da batıyorlar. Bu batakta Türkiye”ye Alman, Türkiye”ye Fransız, Türkiye”ye Siyonist, Türkiye”ye Rus oluveriyorlar.

Oysa bütün bu ülkeler Türkiye”ye karşı bu dinleme ve casusluk faaliyeti yaptıklarında nihayetinde dost ülkeler arasındaki güvenilirliği zedelemiş olurlar. Adına dış güvenlik derler, milli çıkarlar derler, bize ve dünyaya zor olsa da kendi halklarına çok kolay anlatırlar.

Oysa senin yaptığını kimseye anlatacak yüzün yok. Hatırlatalım ki, bu ülkenin Başbakanını, Cumhurbaşkanını, Genelkurmay başkanını, MİT Müsteşarını, bakanlarını dinlediğinde bunun adı kendi ülkene, milletine, vatanına ihanettir.

İyisi mi seni her kelimesinde daha da batıran bu mevzuda daha fazla bocalama.

28.12.2014 Yazılım Dersi

<!DOCTYPE html PUBLIC “-//W3C//DTD XHTML 1.0 Transitional//EN” “http://www.w3.org/TR/xhtml1/DTD/xhtml1-transitional.dtd”>
<html xmlns=”http://www.w3.org/1999/xhtml”>
<head>
<meta http-equiv=”Content-Type” content=”text/html; charset=utf-8″ />
<!– TemplateBeginEditable name=”doctitle” –>
<title>Başlıksız Belge</title>
<!– TemplateEndEditable –>
<!– TemplateBeginEditable name=”head” –>
<!– TemplateEndEditable –>
<style type=”text/css”>
<!–
body {
font: 100%/1.4 Arial;
background: #4E5869;
margin: 0;
padding: 0;
color: #000;
}

/* ~~ Öğe/etiket seçiciler ~~ */
ul, ol, dl { /* Tarayıcıların arasındaki çeşitlemelerden dolayı, listelerde dolgu ve kenar boşluğunu sıfırlamakta fayda vardır. Tutarlılık sağlamak için, istediğiniz miktarları burada veya içerdikleri liste öğelerinde (LI, DT, DD) belirtebilirsiniz. Burada yaptığınızın siz daha belirli bir seçici yazmadığınız sürece .nav listesine basamaklanacağını unutmayın. */
padding: 0;
margin: 0;
}
h1, h2, h3, h4, h5, h6, p {
margin-top: 0; /* üst kenar boşluğunu kaldırmak kenar boşluklarının onları içeren div’den kaçabilecekleri bir duruma sebep olur. Kalan alt kenar boşluğu onu takip eden herhangi bir öğeden uzak tutar. */
padding-right: 15px;
padding-left: 15px; /* div’lerin kendisinin yerine onların içindeki öğelerin kenarlarına dolgu eklemek, herhangi bir kutu modeli matematiğinin olmamasını sağlar. Ayrıca kenar dolgulu bir yuvalanmış div de alternatif bir yöntem olarak kullanılabilir. */
}
a img { /* bu seçici, bazı tarayıcılarda görüntü bir bağla çevrelendiğinde görüntünün etrafında görüntülenen varsayılan mavi kenarlığı kaldırır. */
border: none;
}

/* ~~ Sitenizin bağlarının stili, hover efektini oluşturan seçiciler grubu da dahil olmak üzere, şu sırada kalmalıdır. ~~ */
a:link {
color:#414958;
text-decoration: underline; /* bağlarınıza aşırı derecede benzersiz görüneceği şekilde stil vermediğiniz sürece, hızlı görsel tanımlama olabilmesi için yapılabilecek en iyi şey alt çizgi sağlamaktır. */
}
a:visited {
color: #4E5869;
text-decoration: underline;
}
a:hover, a:active, a:focus { /* bu seçiciler grubu, bir klavye gezginine fare kullanan bir kişiyle aynı hover (üzerine gelme) deneyimini sağlayacaktır. */
text-decoration: none;
}

/* ~~ bu kap onlara yüzde tabanlı genişliğini veren diğer tüm div’leri çevreler ~~ */
.container {
width: 80%;
max-width: 1260px;/* bu mizanpajın büyük bir ekranda fazla geniş olmasını önlemek için bir maksimum genişlik istenebilir. Bu, satır uzunluğunu daha okunabilir hale getirir. IE6 bu bildirimi kabul etmez. */
min-width: 780px;/* bu mizanpajın fazla dar olmasını önlemek için bir minimum genişlik istenebilir. Bu, yan sütunlarda satır uzunluğunu daha okunabilir hale getirir. IE6 bu bildirimi kabul etmez. */
background: #FFF;
margin: 0 auto; /* kenarlardaki otomatik değer, genişlikle eşleştirildiğinde, mizanpajı ortalar. .container öğesinin genişliğini %100 olacak şekilde ayarlarsanız bu gerekmez. */
}

/* ~~ üstbilgi belirli bir genişlik değildir. Mizanpajınızın tüm genişliğini uzatır. Sizin kendi bağlı logonuzla değiştirilmesi gereken bir görüntü yer tutucusu içerir ~~ */
.header {
background: #6F7D94;
}

/* ~~ Bunlar mizanpaj sütunlarıdır. ~~

1) Dolgu yalnızca div’lerin üst ve/veya alt kısmına yerleştirilir. Bu dolguların içindeki öğelerin kenarlarında dolgu vardır. Bu sizi herhangi bir “kutu modeli matematiğinden” kurtarır. Div’in kendisine herhangi bir kenar dolgusu veya kenarlık eklerseniz, bu *toplam* genişliği oluşturmak için tanımladığınız genişliğe eklenir. Ayrıca div’deki öğenin dolgusunu kaldırıp içine genişliği olmayan yeni bir div ve tasarımınız için gerekli olan dolguyu yerleştirmeyi de seçebilirsiniz.

2) Hepsi yüzdürüldüğünden, sütunlara herhangi bir kenar boşluğu eklenmedi. Bir kenar boşluğu eklemeniz gerekiyorsa, onu yüzdürdüğünüz tarafa yerleştirmekten kaçının (örneğin: sağa yüzecek şekilde ayarlanan bir sağ kenar boşluğu). Çoğu zaman, onun yerine dolgu kullanılabilir. Bu kuralın kırılması gereken div’ler için, Internet Explorer’ın çift kenar boşluğuna sahip olduğu bazı sürümlerindeki bir hatayı gidermek amacıyla, div’in kuralına bir “display:inline” bildirimi eklemeniz gerekir.

3) Sınıflar bir belgede bir kereden fazla kullanılabildiği için ( ve bir öğeye de birden çok sınıf uygulanabildiğinden), sütunlara kimlikler yerine sınıf adları eklenmiştir. Örneğin, iki yan çubuk div’i gerektiğinde yığınlanabilir. Tercihiniz buysa, belge başına bir kere kullandığınız sürece bunlar kolaylıkla kimlikler olarak değiştirilebilir.

4) Gezinme çubuğunuzun sol yerine sağ tarafta olmasını tercih ediyorsanız, bu sütunları ters yönde yüzdürmeniz yeterlidir (hepsini sola yüzdürmek yerine hepsini sağa yüzdürmek) ve böylece ters sırada yüzeceklerdir. Bir HTML kaynağında div’lerin yerini oynatmaya gerek yoktur.

*/
.sidebar1 {
float: left;
width: 20%;
background: #93A5C4;
padding-bottom: 10px;
}
.content {
padding: 10px 0;
width: 80%;
float: left;
}

/* ~~ Bu gruplanan seçici .content alanındaki listeleri verir ~~ */
.content ul, .content ol {
padding: 0 15px 15px 40px; /* bu dolgu yukarıda üstbilgilerdeki ve paragraf kuralındaki sağ dolguyu yansıtır. Dolgu, listelerdeki diğer öğeler arasındaki alan için alta ve satırbaşını oluşturmak için sola yerleştirilir. Bunlar istediğiniz gibi ayarlanabilir. */
}

/* ~~ Gezinme listesi stilleri (Spry gibi bir önceden yapılmış açılır pencere menüsü kullanmayı tercih ederseniz kaldırılabilir) ~~ */
ul.nav {
list-style: none; /* bu, liste işaretleyicisini kaldırır */
border-top: 1px solid #666; /* bu, bağlar için üst kenarlık oluşturur – diğerlerinin tümü LI’da bir alt kenarlık kullanılarak yerleştirilir */
margin-bottom: 15px; /* bu aşağıdaki içerikteki gezinmenin arasındaki alanı oluşturur */
}
ul.nav li {
border-bottom: 1px solid #666; /* bu düğme ayrımını oluşturur */
}
ul.nav a, ul.nav a:visited { /* bu seçicileri gruplamak, bağlarınızın ziyaret edildikten sonra bile düğme görünümünü kaybetmemesini sağlar */
padding: 5px 5px 5px 15px;
display: block; /* bu, bağa blok özellikleri ekleyerek onu içeren LI’nın tamamının doldurmasını sağlar. Bu, alanın tümünün fare tıklatılmasına tepki vermesini sağlar. */
text-decoration: none;
background: #8090AB;
color: #000;
}
ul.nav a:hover, ul.nav a:active, ul.nav a:focus { /* bu, fare ve klavye gezginleri için arka plan ve metin rengini değiştirir */
background: #6F7D94;
color: #FFF;
}

/* ~~ Altbilgi ~~ */
.footer {
padding: 10px 0;
background: #6F7D94;
position: relative;/* bu, temizlemenin düzgün olması için IE6’ya hasLayout öğesini verir */
clear: both; /* bu temizleme özelliği .container öğesini sütunların nerede bittiğini anlamaya ve onları içermeye zorlar */
}

/* ~~ çeşitli float/clear sınıfları ~~ */
.fltrt { /* bu sınıf bir öğeyi sayfanızın sağında yüzdürmek için kullanılabilir. Yüzen öğe sayfada olması gereken bir sonraki öğeden önce gelmelidir. */
float: right;
margin-left: 8px;
}
.fltlft { /* bu sınıf bir öğeyi sayfanızın solunda yüzdürmek için kullanılabilir. Yüzen öğe sayfada olması gereken bir sonraki öğeden önce gelmelidir. */
float: left;
margin-right: 8px;
}
.clearfloat { /* bu sınıf, #footer kaldırılırsa veya #container öğesinden çıkarılırsa, son yüzdürülen div’i (#container öğesi içinde) takiben bir <br /> veya boş bir div’e yerleştirilebilir */
clear:both;
height:0;
font-size: 1px;
line-height: 0px;
}
–>
</style><!–[if lte IE 7]>
<style>
.content { margin-right: -1px; } /* 1 pks negatif kenar boşluğu, bu mizanpajdaki sütunların herhangi birine aynı düzeltici etki ile yerleştirilebilir. */
ul.nav a { zoom: 1; } /* yakınlaştırma özelliği IE tarayıcısına bağların arasındaki ekstra boşluğu düzeltmesi için gereken hasLayout tetikleyicisini verir */
</style>
<![endif]–></head>

<body>

<div class=”container”>
<div class=”header”><a href=”#”><img src=”” alt=”Logoyu Buraya Ekleyin” name=”Insert_logo” width=”20%” height=”90″ id=”Insert_logo” style=”background: #8090AB; display:block;” /></a>
<!– end .header –></div>
<div class=”sidebar1″>
<ul class=”nav”>
<li><a href=”#”>Birinci bağ</a></li>
<li><a href=”#”>İkinci bağ</a></li>
<li><a href=”#”>Üçüncü bağ</a></li>
<li><a href=”#”>Dördüncü bağ</a></li>
</ul>
<p> Yukarıdaki bağlar, CSS ile stil verilmiş bir sırasız liste kullanarak temel bir gezgin yapısını gösterir. Bunu bir başlangıç noktası olarak kullanın ve kendi benzersiz görünümünüzü oluşturmak için özellikleri değiştirin. Açılır pencere menüleri istiyorsanız, bir Spry menüsü, Adobe Exchange’de bulunan bir menü widget’ı veya diğer javascript ya da CSS çözümlerinden kullanarak kendi menünüzü oluşturun.</p>
<p>Gezinmenin üst kısımda olmasını istiyorsanız, ul.nav öğesini sayfanın üst kısmına taşıyıp stili yeniden oluşturun.</p>
<!– end .sidebar1 –></div>
<div class=”content”>
<h1>Talimatlar</h1>
<p>Bu mizanpajlara yönelik CSS’nin çok fazla yorum içerdiğini unutmayın. İşinizin çoğunu Tasarım görünümünde yapıyorsanız, sıvı mizanpajlar için CSS ile çalışmayla ilgili ipuçları almak için kodu inceleyin. Sitenizi yayınlamadan önce bu yorumları kaldırabilirsiniz. CSS mizanpajlarında kullanılan teknikler hakkında daha fazla bilgi için Adobe’nin Geliştirici Merkezi’ndeki bu makaleyi okuyun – <a href=”http://www.adobe.com/go/adc_css_layouts”>http://www.adobe.com/go/adc_css_layouts</a>.</p>
<h2>Temizleme Yöntemi</h2>
<p>Tüm sütunlar yüzdürüldüğünden, bu mizanpaj .container öğesinde clear:both bildirimini kullanır. Bu temizleme tekniği, .container öğesine yerleştirdiğiniz herhangi bir kenarlık veya arka plan rengini göstermek için .container öğesini sütunların nerede sonlanacağını anlamaya zorlar. Tasarımınız .footer öğesini .container öğesinden kaldırmanızı gerektiriyorsa, farklı bir temizleme yöntemi kullanmanız gerekir. En güvenilir yöntem son yüzdürülen sütununuzdan sonra (ancak .container öğesi kapanmadan önce) bir &lt;br class=”clearfloat” /&gt; or &lt;div class=”clearfloat”&gt;&lt;/div&gt; eklemek olacaktır. Bu aynı temizleme etkisini sağlar.</p>
<h3>Logo Değiştirme</h3>
<p>Bu mizanpajda logo yerleştirmek isteyebileceğiniz .header öğesinde bir görüntü yer tutucusu kullanılmış. Yer tutucuyu kaldırıp kendi bağlı logonuzla değiştirmeniz önerilir. </p>
<p> SRC alanını kullanarak (yer tutucusunu kaldırmak ve değiştirmek yerine) logo görüntünüzde gezinmek için Özellik Denetimi’ni kullanırsanız satır içi arka planını ve görüntü özelliklerini kaldırmanız gerekir. Bu satır içi stiller yalnızca logo yer tutucusunun tarayıcılarda tanıtım amacıyla görünmesini sağlamak için kullanılır. </p>
<p>Satır içi stilleri kaldırmak için, CSS Stilleri panelinizin Geçerli’ye ayarlı olduğundan emin olun. Görüntüyü seçin ve CSS Stilleri panelinin Özellikler bölmesinde, görüntü ve arka plan özelliklerini sağ tıklatıp silin. (Tabii ki, her zaman doğrudan kodun içine girip satır içi stilleri oradaki yer tutucusu veya görüntüden silebilirsiniz.)</p>
<h4>Internet Explorer Koşullu Yorumlar </h4>
<p>Bu sıvı mizanpajlar iki sorunu düzeltmek için bir Internet Explorer Koşullu Yorumu (IECC) içerir. </p>
<ol>
<li>Tarayıcıların yüzde tabanlı mizanpajlarda div boyutlarını yuvarlama şekli tutarsızdır. Tarayıcının 144,5pks veya 564,5pks gibi bir sayı oluşturması gerekiyorsa, onu en yakın tam sayıya yuvarlaması gerekir. Safari ve Opera aşağı yuvarlar, Internet Explorer yukarı yuvarlar ve Firefox kabı tamamen doldurarak bir sütunu yukarı, diğerini aşağı yuvarlar. Bu yuvarlama sorunları bazı mizanpajlarda tutarsızlığa sebep olabilir. Bu IECC’de IE tarayıcısını düzeltmek için bir 1pks’lik negatif kenar boşluğu vardır. Bu boşluğu mizanpaj gereksinimlerinize uyması için sütunların (soldaki veya sağdaki) herhangi birine taşıyabilirsiniz.</li>
<li>Bazı durumlarda IE6 ve IE7’de ekstra boşluk oluşturulduğundan, yakınlaştırma özelliği gezinme listesindeki bağlantıya eklendi. Yakınlaştırma, bu sorunu gidermek için IE tarayıcısına özel hasLayout özelliğini verir.</li>
</ol>
<h4>Arka Planlar</h4>
<p>Doğal olarak, herhangi bir div’deki arka plan rengi yalnızca içerik uzunluğu boyunca görünür. Bu, bir yan sütun görünümü oluşturmak için bir arka plan rengi veya kenarlık kullanıyorsanız onun altbilgiye kadar uzanmak yerine içerik sonlandığında biteceği anlamına gelir. .content div’i devamlı daha fazla içeriğe sahip olacaksa, onu sütundan ayırmak için .content div’ine bir kenarlık yerleştirebilirsiniz.</p>
<!– end .content –></div>
<div class=”footer”>
<p>Bu .footer öğesi, position:relative bildirimini içerir; Internet Explorer 6’ya düzgün bir şekilde temizleme yapabilmesi için altbilgi için hasLayout öğesini sağlamak amacıyla. IE6’yı desteklemeniz gerekmiyorsa, onu kaldırabilirsiniz.</p>
<!– end .footer –></div>
<!– end .container –></div>
</body>
</html>

Thomas Hobbes, John Locke and Jean Jack Rousseau

Thomas Hobbes, John Locke and Jean Jack Rousseau are the most well-known names in the history of political thoughts. This trio is named as “social contractarian”.

The social contract is a fictional depiction of nature. Hobbes, Locke and Rousseau interpret the nature according to their own thoughts. For example, Hobbes says that the nature is chaos and turmoil because of the freedom and stop at nothing. On the other hand Locke describes the concept of equality, because everyone has borders for their life. So nobody bothered each other, they know their limits and benefits. And according to Rousseau there is equality in nature. People are not dependent on each other, because everyone is compassionate and helpful.

The thinkers described the nature with different aspects, so different ideas have emerged. Each thinker fictions a social contract themselves, because they have different values. Therefore, they interpret the concepts differently, because of these differences. Such as these concepts: “state, freedom, society, power, source of power, self-control, and ext.”

For example according to Hobbes before occurring of state, there was fighting, war, and strife in the nature. In other words “man is a wolf to man” or “homo homini lupus”. And everyone had a fight with anyone. Society did not progress at such a time. Therefore, people agreed for providing order and peace among themselves and the end of it they made a contract. They transferred their freedoms to Leviathan (state). Lastly, according to Hobbes, the state was born for providing order from the social contract by the people which is in natural life. Leviathan’s mission is to maintain order. Thus, in the Hobbes’s conceptions state is not liberal, it is authoritarian.

John Locke says that there was peace and freedom among the people who lived in the old period, before occurring the state. The people had happy lives. There was a trouble and it was punishment. There was not any soot for punishment. Therefore people made a contract and they gave up from their punishment rights. Due to the contract people moved to political society from natural society.

Last thinkers on the subject is Rousseau. According to him, there was equality, peace and happiness among the people in natural life. But people started to cover their needs, and this gave rise to private property. Equality was damaged with the emergence of private property. Fighting and bickering came out instead of peace and happiness. People made a contract to end the turmoil in the society. A social committee was formed with the contract, and this is state.

As mentioned above, Thomas Hobbes, John Locke and Jean Jack Rousseau have social contract, and again as mentioned above, they have different conceptions for the social contract. We have explained the reasons that what they are.

As a result, ruled citizens and rulers made a social contract. If they honuor the contract mutually, and respect the rule of law, will come out in a well-organized state.

NASRETTIN GUNES, IR, 2014

Sanat tadında siyaset

AK Parti”nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde şu ana kadar ülkede sergilediği siyaset, siyasete dair bilinen bütün ezberleri yerle bir ettiğini söylemiştik. Yeni Türkiye bu ezberlerin yıkıldığı ve yeni siyasi teamüllerin (habitusların) ikame olacağı bir Türkiye olacaktır.

Türkiye”nin bütün sosyolojik unsurlarıyla giderek bu yeni siyaset tarzına, teamüllerine ve ölçülerine alışmaya başladı. AK Parti”nin siyaseti bir bakıma da toplumda oluşturmuş olduğu yüksek beklentilerin baskısı altında şekilleniyor. Bu baskı, kuşkusuz hiç de olumsuz değil, aksine kendi sosyolojik tabanıyla interaktif, katılımcı siyasetin yüksek örnekleri bu sayede sergilenmiş oluyor.

Kuşkusuz, bu siyaset sahnesinde rolünü oynamayı bir türlü beceremeyen, başka bir sahnenin repliklerini en alakasız yerde tekrarlayan muhalefet gibi bir sorunumuz yok değil. Bu muhalefet, hala Türkiye”nin değişmiş olduğundan haberdar değil gibi.

O yüzden eski Türkiye”ye özgü ezberlenmiş repliklerini en detone ve en münasebetsiz yerlerde tekrarlarken her seferinde AK Parti”nin bir siyaset aktörü olarak daha da parlamasını sağlamış oluyor. Giderek ülkenin yaşamakta olduğu değişimin ana aktörü olarak AK Parti muhalefetin varlığının ana sebebi haline geliyor.

AK Parti”nin kurulduğu tarihten itibaren girdiği 9 seçimin her birinin kendine ait bir bağlamı ve hikayesi oldu. Toplamda ise kendi içinde son derece tutarlı ve istikameti ve bütünlüğü olan büyük bir hikayeyle karşı karşıya kalıyoruz.

3 Kasım, 1 Mart, 27 Nisan, 22 Temmuz, 21 Ekim, 29 Ocak (Davos), 12 Haziran, 12 Eylül, 17-25 Aralık, 30 Mart, 10 Ağustos, kapatma davası, Ergenekon ve Balyoz davaları, Mavi Marmara, Arap Baharı, başörtüsü ve katsayı davaları, demokratik açılım ve çözüm süreci … bu büyük hikayenin içinde önemli tarihsel gün ve olaylar.

Bu hikayelerin hepsinin içinde tabii ki, AK Parti”nin ekonomideki, dış politikada ve sosyal hizmetlerdeki, eğitim ve ulaşımdaki dev başarıları var.

Bütün bu hikayenin toplamından itibar kazanan en önemli kavram siyaset olmuştur. Bu hikayenin bütünlüğünde sanatsal bir bütünlük, bu bütünlükten yansıyan bir tutarlılık duygusu ve estetik vardır.

Hiç kuşkusuz Davutoğlu”nun Genel Başkan olarak seçileceği 27 Ağustos tarihi de AK Parti”nin şu ana kadar sergilediği bu siyasal performans içinde, bu performansı ilgiyle ve aşinalık kesbederek izleyenler için apayrı bir güzelliği temsil edecektir.

Walter Benjamin, politikanın estetikleştirilmesinin sakıncalarına dair uyarılarda bulunarak alternatif olarak estetiğin siyasallaştırılmasından bahsetmişti. AK Parti”nin 13 yıllık siyasal performansının toplamından politikanın güzelleştirilmesinden ziyade güzelliğin siyasallaşmasını izleme fırsatını bulduğumuzu düşünüyorum. Bu güzelliğin özünün samimiyet olduğunu söylemiştik ki, bu özellik şimdiye kadar geçer akçe olan siyaset biçimlerinin çok yabancısı olduğu bir değerdi.

Samimiyete dayanmayan siyaseti güçlendirmek için estetik bir takviyeye ihtiyacı vardır ki bu durumda sanat siyasetin hizmetine çok hoyrat bir biçimde sokulmuş olur. Oysa ortada samimiyet varsa, kafi derecede güzellik de vardır. Samimi olan yeterince güzeldir. Bu güzelliğin siyasallaştırılması siyaset adına da özgün olanın, yeni olanın, sahih olanın ortaya konulması anlamına geliyor.

Davutoğlu”na ve dış politika performansı dolayısıyla yöneltilen eleştirilerin hiç birisi, öneri olarak daha iyi ve daha güzel bir siyaset öneremiyor. Hatta önerilen siyasetlerin her biri samimiyetten uzaklaşmayı, sözüm ona realist olmak adına bir çirkinliğe ortak olmayı öneriyor.

Sözgelimi, Mısır”da, Irak”ta veya Suriye”de gelişen olaylara karşı bugünkünden daha az zararlı çıkmak, hatta kârlı çıkmak için neler yapılabilirdi? Bu sahalarda kâr zarar hesabı yapanların ve buradan Davutoğlu”na büyük payı çıkaranları dinlemeye kalksanız, ortada ne güzellik kalır ne iyilik.

Şarkının tam burasında, Davudi bir ses lazımdı

AK Parti 12 yıldır Türkiye”yi tek başına yöneten bir parti. Bu haliyle AK Parti”nin Türkiye”nin siyasi tarihine bir çok bakımdan devrim niteliğinde katkılar yapmış olduğunu söylemek mümkün.

Herşeyden önce arka arkaya seçimler kazanarak üstelik her seferinde oyunu artırarak tek başına iktidarda kalabilmek bakımından bir ilk olduğu muhakkak. AK Parti bu özelliğiyle parti ve seçmen arasında salt siyasetin ötesinde sadakat diye bir ilişkinin veya değerin de var olabileceğini ve bunun pekala bir geçerliliğinin de olabileceğini gösterdi.

Bu denge içinde AK Parti seçmenini veya sosyolojik tabanını tam bir sadakatle temsil ederken, bir yandan da aynı sosyolojik taban üzerinde Jakoben bir üstünlük iddiası taşımaksızın değişimine de öncülük etti. Böylece bir siyasi partinin kendi sosyolojik tabanı ile ilişkisine dair son derece özgün bir model de ortaya koydu. Kentleşmesini ve orta-sınıflşmasını da tamamlamakta olan bu kesimlerin siyasal ufuklarına, duruşlarına ve hedeflerine dair çok önemli bir etkisi de oldu.

Bu değişimin gerek kültürel gerek siyasal boyutları üzerinde ayrıca durulmalıdır. Doğrusu salt bu boyut üzerinde akademik tezler yapılsa yeridir.

AK Partinin Türkiye partileri içinde dünya ile en yaygın ilişki ağına ve etki alanına sahip olmasıyla da ayrı bir kulvar açmış olduğunu da söyleyebiliriz. Denilebilir ki, bugün AK Parti kendi adına sürdürdüğü diplomasi ile Türkiye için apayrı ve güçlü bir imkan da oluşturuyor.

AK Parti”nin özgün yanlarında biri de iktidarda olduğu halde muhalefetin yapması gerekeni yaparak kendisiyle yarışması. Adeta kendi iktidarına muhalefet ederek kendini sürekli daha iyiye, daha ileriye zorlamayı başardı. Bu belki biraz da muhalefetin kendi görevini yapmamasından doğan boşluğun zorladığı bir şeydi, ama belki de muhalefete bir alan bırakmaması dolayısıyla bir türlü işlevsel bir muhalefetin oluşmamasına yol açtı. Bu konu apayrı bir araştırma konusu, kuşkusuz, ama bu alanda da AK Parti”nin apayrı bir özgünlük sergilediği muhakkak.

AK Parti”nin özgün yanlarında biri de bugün bütün dünyada hareketleri ve siyaseti ilgiyle izlenen, uluslararası düzeyde Türkiye siyasi tarihinin en yaygın etkiye sahip partisi olmasıdır. Ahmet Davutoğlu bu durumu “Türkiye”nin yükselişi ile AK Parti”nin yükselişinin birbirinden ayrılmazcasına özdeşlemiş olduğu” şeklinde ifade etti ki, bu sözler, AK Parti”nin bu konudaki özgünlüğünü de en iyi şekilde özetliyor.

AK Parti”nin siyasi hayatımıza getirdiği özgünlüklerden biri de gelenek ve yenilenme arasında kurduğu dengeyi kurumsal bir teamüle bağlamış olması. Üç dönem kuralının bir teamüle dönüşmesiyle birlikte parti içindeki yenilenmenin dengesi büyük ölçüde sağlanmış oluyor ama hiç bir şekilde tecrübenin ve geleneğin dışlanmadığı, aksine geleneğe her aşamada taze bir kanın kazandırılmasıyla daha da canlandırıldığı bir dinamizm de sözkonusu oluyor.

AK Parti”nin bir başka özgün yanının tipik bir tezahürünü de dün Ahmet Davutoğlu”nun bizzat partinin lideri 12. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından başbakan ve genel başkan adayı olarak ilan edilmesi sahnesinde görmüş olduk. Bu sahne yine bizzat Erdoğan tarafından 7 yıl önce sayın Abdullah Gül”ün Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilmesi esnasında yaşanmıştı.

Esasen Bu sahneleri yaşatan özgünlük, Ak Parti”nin bir kariyer ve kişisel ikbal hareketi olmaktan çok bir dava partisi olmasıdır. Yüzde 52″lik bir başarıyı yakalamış bir parti olarak, en kritik aşamadan, kendisine bir genel başkan ve kabineye başbakan seçerken bu süreci olabilecek en rahat şekilde geçebiliyor olması partinin gücünü de, özgünlüğünü de gösteriyor.

Kuşkusuz bu gücün en önemli kaynağı liderliğinden geliyor, ama o liderliğin de en büyük gücü istişare ilkesine verdiği önemle parti içindeki ortak aklı çok iyi dinliyor ve değerlendiriyor olmasından kaynaklanıyor.

O aklın mevcut durum içinde işaret ettiği kişi, sahip olduğu kişisel özelliklerle partinin sosyolojik tabanı arasındaki muhteşem uyumu da işaret ediyor. Süreç içinde değişim mukadder, ama bu değişimin bir ahenk içinde olması her zaman her kurumda mümkün olmuyor.

Abdullah Gül”den sonra Cumhurbaşkanının Erdoğan olması, Erdoğan”dan sonra AK Parti Genel başkanı ve başbakanın Davutoğlu olması adeta çok iyi bir müzik eserinin arka arkaya uyumlu sadâlarındaki mükemmel ahengi yansıtıyor.

2007″de, Abdullah Gül”ün cumhurbaşkanı olmama ihtimali belirdiğinde “bu şarkı böyle bitmez” demiştik, çünkü o bağlam içinde şarkının o yerinde Gül”ün cumhurbaşkanlığı mukadderdi.

Mevcut durumda dinlediğimiz mükemmel şarkının burasına bir Davudi ses mükemmel bir uyum sergileyecekti.

Irak”tan Yeni Türkiye”nin Cumhurbaşkanı”na selam

Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimiyle meşgulken, çevremizdeki hareketlilik bütün hızıyla devam etti. Türkiye Cumhuriyetinin 12. Cumhurbaşkanının Recep Tayyip Erdoğan olmasının seçim sonucuyla kesinleştiği gece ise, işgalden beri tam bir istikrarsızlığın cenderesinde boğuşmakta olan Irak”ta Nuri el Maliki”nin giriştiği bir darbe teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı ve Irak”ta bir bakıma Maliki döneminin kapanması anlamına gelen bir gelişmeyle Cumhurbaşkanı Fuad Mahsum, Şii İttifak”ın adayı olan Haydar İbadi”ye hükümeti kurma görevi verdi.

Bu gelişmenin Irak için kuşkusuz çok büyük bir önemi var. Aslında Maliki yönetimi altında yıllardır tam bir kaosa sürüklenmiş olan ülkede krizleri aşma yolunda atılması gereken zorunlu bir ilk adımdı bu. Çünkü bugün Irak”ta yaşamakta olduğumuz krizlerin tamamına yakını, Maliki”nin tamamen mezhepçi bir politikayla, hem Sünnileri hem de Kürtleri Saddam Hüseyin döneminin iktidar taktiklerine özenerek bastırmaya çalışması ve bir tür Şii-eksenli Baasçılığı ikame etmeye çalışmasından kaynaklanıyor.

Bu siyasetine İran”dan da bölgede yaratmaya çalıştığı Şii hilali istikametinde büyük bir destek aldığı da gizlenmiyordu. Doğrusu, büyük devlet geleneğine sahip, rasyonel siyaset konusundaki mahareti efsanelere konu olan İran”ın sonuçta kendisine her bakımdan kaybettirecek şekilde bütün itibarını ve siyasetini Maliki”nin dar mezhepçi politikalarına yatırması anlaşılmaz bir durumdu. Oysa bu siyaset bugün karşılaştığımız İslam tarihinin en acımasız ve en vahşi terör örgütü IŞİD”in oluşumuna, ilerlemesine ve geniş bir alan bulmasına da sebep olmuştur.

Günün sonunda İran”ın bu siyasetten ne kazanmış olabileceğine bakıldığında kocaman bir “hiç”ten başka bir şey kalmadığı görülüyor. Dahası bu siyasetten geriye bir daha bir araya getirilmesi çok zor olacak şekilde paramparça olmuş bir Irak kalıyor. Bu Irak”ın İran”a da, Maliki”ye de yar olamayacağı o kadar açıktı ki.

Maliki”nin siyasetinin neticede Irak”ın parçalanmasına götüreceği uyarılarını baştan itibaren yapan Türkiye”nin bu yaklaşımında ne kadar haklı olduğu herkes tarafından açıkça görüldü. ABD başkanı Obama, Erdoğan”ı Cumhurbaşkanlığı dolayısıyla tebrik için aradığında, Irak politikasında baştan itibaren ne kadar haklı olduğunu gördüğünü ifade ederek, bir de bunun için tebrik etti.

Hem Erdoğan hem de Ahmet Davutoğlu tam da Irak politikası dolayısıyla türlü eleştirilere maruz kaldılar. Türkiye”nin bu siyasetiyle Irak”la durduk yere sorun ürettiği söylendi. Her sorun veya kriz anında hemen dile dolanan “sıfır sorun politikası” Irak vakasında bilhassa bir başarısızlık örneği olarak hedef alındı.

Oysa, eninde sorunda normalleşmesi mukadder olan bir Irak”la sorun yaşamamak için Maliki ile bir sorun yaşamak da mukadderdi. Tıpkı, eninde sonunda kazanacak olan halkıyla sorun yaşamamak için Esad”la sorun yaşamak zorunda olduğumuz gibi. Çünkü Kürtleri de Sünnileri de akıl almaz dışlayıcı politikalarıyla sistem dışına iten Maliki Irak”ta, bizatihi sorunun kaynağıydı ve onunla sorun yaşamamak demek, bütün unsurlarıyla Irak halkını gözden çıkarmak anlamına geliyordu.

Üstelik Maliki, bu baskıcı politikalarına rağmen ne Kürt bölgelerine ne de Sünni bölgelere yönelen IŞİD”e karşı iddia ettiği egemenliğini koruyamadı. Askerleri başta hiç bir askeri gücü olmayan IŞİD”in önünde hiç bir varlık gösteremedi, bütün bölgeleri terk ederek kaçmak durumunda kaldı.

Asırlarca bir arada yaşamış olmayı zikretmeyi bile zait saymış Irak halkı Maliki yönetimi altında kısa bir süre içinde ayrışıp birbiriyle savaş noktasına geldi. Bu durum, Irak üzerinde bir kontrol kurmaya çalışan başta İran ve ABD olmak üzere herkesin elinden Irak”ın kayıp gitmesine yol açtı.

Kuşkusuz, Erdoğan”ın Cumhurbaşkanlığına seçildiği gün böyle bir gelişmenin olmasının bir de sembolik bir anlamı var: Daha çok “demokratikleşme, insan hakları, güçlü vatandaşlık ve milli haysiyet” anlamına gelen Yeni Türkiye”ye doğru yola çıkmış olan Erdoğan”a, bu gelişme Türkiye ile uyumlu çalışacak bir yeni Ortadoğu”nun ilk selamı olarak kayda geçti.

Irak”ta Türkiye”nin geride bıraktığı darbeciliğin bir türünün tam da eski Türkiye”nin darbeci geleneklerini bitirmiş olan Erdoğan”ın Cumhurbaşkanlığına geldiği gece denenmiş ve akim kalmış olması, gerçekten de öyle basitçe geçiştirilecek bir hadise olmasa gerek.

Bunu, Irak”ın yeni Türkiye”yi ve yeni Ortadoğu”yu kendine özgü bir yolla selamlaması olarak alabiliriz.

Bu selamların devamının Suriye”den, Mısır”dan, Libya”dan ve onurlarını, haysiyetlerini aramakta olan diğer ülkelerden, aynı tarzda gelmeye devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.

Samimiyetle AK Parti”nin 13. Yılı

AK Parti”nin kuruluşunun 13. Yıldönümü, 14 Ağustos, aynı zamanda Rabia meydanındaki katliamın da 1. yıldönümüne denk geldi. Kurulduğu günden sadece bir buçuk yıl sonar girdiği ilk seçim de dahil olmak üzere toplam 9 seçimin her birinden tartışmasız net zaferlerle çıkan AK Parti, hiç kuşkusuz bu ülkede halkın özgürlük, refah ve onur seviyesinin düzenli bir yükselişini temin eden güçlü bir aktör oldu.

12 yıldır Türkiye”yi yönetmekte olan AK Parti”nin hiç kuşkusuz en güçlü yanı, güçlü ve karizmatik bir lidere sahip oluşu. Ama bu liderin en önemli gücü de samimiyeti, sahih bir insan oluşu, güçlü örgütlenme ve işin ehlini bulup örgütte uygun yerlerde istihdam edebilme yeteneği.

Kuşkusuz bütün bunlar üzerine çok detaylı sosyolojik değerlendirmeler yapılabilir. Ancak bütün bunların üzerinde söylenecek en önemli şey, liderin davasına, yol arkadaşlarına ve kendisine karşı sergilediği samimiyeti.

O kadar ki, Tanıl Bora, Birikim”deki bir yazısında bu samimiyeti fazla bile bulmuştu. Erdoğan”ın söylemindeki samimiyet vurgusunu veya ağırlığını “bu ne samimiyet?” diyerek, siyasette samimiyetin değerini ve işlevini gereksizce ve isabetsizce hafife alan bir değerlendirmede bulunmuştu.

Oysa tam da yeri gelmişken, belirtilmesi gereken, belki de sol adına alınması gereken ders, samimiyet yoksunluğunun siyasette nelere mal olabildiğidir. Samimiyetten bir siyasi hareket neden şikayet edebilir ki? Anlaşılamayacak asıl şey bu olsa gerek.

Erdoğan”ın siyasetindeki, söylemindeki, davranışlarındaki samimiyet zoraki, yani hedefe ulaştırabilecek kadar ve sadece onun için takınılmış bir samimiyet değil. Öyle olsa zaten adı samimiyet olmaz. Samimiyet, Erdoğan”ın söylediği her şeye inanmasını da gerektiriyor ve inanmadığı hiç bir şeyin davasını gütmemeyi de.

Bu yanı onun insanlarla çok kolay köprüler kurmasını sağlıyor. Çünkü insanlar o samimiyette bir itimat hissediyor, bu insanın kendilerini aldatmayacağına kesin bir duyguyla inanıyor ve onunla yol arkadaşlığına büyük bir coşkuyla katılıyorlar.

Oysa samimiyet unsurunu siyasetten eksilttiğiniz zaman geriye sadece makyavelist bir araç-amaç dengeciliği bırakmış oluyorsunuz. Bunun da şimdiye kadar ülkeye nasıl bir siyasal davranış veya model devretmiş olduğunu her gün beraber izlemiyor muyuz?

Samimiyeti devre dışı bıraktığınızda ilahiyat alanına bile sizi amaçlarınıza ulaştıracak kadar kullanacağınız bir araç olarak bakarsınız. O yüzden dindarlığın göz kamaştırıcı siyasal enerjisini solcu zümreleri iktidara taşımanın bir fırsatı olarak keşfediverir, oradan bir “sol ilahiyat” üretmeye kalkışırsınız. Sol ilahiyattan nasıl bir iktidar stratejisi çıkar bilinmez, ama bir ilahiyatta ana unsurun Allah”a karşı samimiyet olduğunu göz ardı ettiği açık.

Bu başka bir tema tabi, buna sonra belki tezkire”de devam ederiz.

Hülasa, Erdoğan”ın siyasette en önemli vasfı samimiyeti ve liderliğini 13 yıldır yapmakta olduğu AK Parti”ye devredeceği en önemli unsurun yine bu samimiyet olacağını söyleyelim. Samimiyet, kalpten inançtır, bağlılıktır. Allah Resulü “din samimiyettir” diye buyurduğunda, Ashap sorar: “kime?” diye. “Allah”a, resulüne ve müminlere” diye cevap verir. Samimiyet ile siyaseti genellikle bir arada düşünmeyenlerin siyaset hakkındaki bütün görüşlerini bu çerçevede gözden geçirmelerini tavsiye edebiliriz.

İKTİDARDAKİ MUHALEFET OLARAK AK PARTİ

AK Parti”nin diğer bütün başarıları bu vasfına bağlı olmuştur. Baştan itibaren kendi seçmenine vaat ettiklerini gerçekleştirme konusunda sergilediği büyük bir sadakat göze çarpıyor. 2001 yılında ortaya koyduğu parti programında vaat ettikleri ile bugün yaptıkları arasında tam bir uyumluluk görebilirsiniz. Bu da aynı samimiyetin ifadesidir.

12 yıldır İktidarda duran AK Parti hiç bir şekilde iktidarcı bir Parti olmadı. Hatta bir bakıma sürekli iktidardaki muhalefet bile oldu. Belki bu yüzden muhalefetten hep daha ileride oldu ve muhalefete bir alan bırakmamış oldu. Çünkü iktidardayken atmak istediği bütün ilerici adımlara karşı direnen daha muktedir güçler oldu. O bütün o muktedirleri, derin güçleri, entrikalarını, engellerini aşarak yoluna devam ederken milletin gerçek anlamda ihtiyaç duyduğu muhalefeti de yaptı.

AK Parti devlet oldu, ama devleti eski halinde bırakmadı, değiştirdi. Bugün AK Parti”nin yönettiği ülkede devlet 12 yıl öncesinin ceberrut, hakim devleti değil. Bugün devlet vatandaşının hizmetinde Türkiyeli ve dünyalı bir aygıta dönüşmüştür. Üstelik bu dönüşüm bile yola çıkarken Erdoğan”ın ve AK Parti”nin vaad ettiği ve gerçekleşmiş olması dolayısıyla samimiyeti daha bir kanıtlayan bir dönüşümdür.

RABİA ŞAHİTTİR

Böyle bir devletin, yani halkıyla bütünleşmiş bir devletin İslam dünyası için biçilmiş bir model olarak muhaberat rejimlerinin sonunu işaret ettiği de çok açık.

Çok açık olduğu için, Türkiye”de gerçekleşen bu devrimin bir benzeri Rabia”da, AK Parti”nin kuruluşunun 12. Yıldönümünde, yola çıktığı yerde boğulmaya çalışıldı.

Üç bine yakın tamamen silahsız göstericinin canice katledildiği bu günde, Rabia”da yaşananlar ve bu yaşananlara karşı dünyanın sergilediği kayıtsızlık dünyanın bundan sonraki tarihinin de bir başlangıç fragmanıdır. Burada şahit olduklarımız, dünyanın bundan sonraki inşasında açımlanmaya devam edecektir.

Rabia şahit olduklarını anlatacak ve dünyada herkes ona göre hizasını alacak.

14-12-2014

<!DOCTYPE html PUBLIC “-//W3C//DTD XHTML 1.0 Transitional//EN” “http://www.w3.org/TR/xhtml1/DTD/xhtml1-transitional.dtd”>
<html xmlns=”http://www.w3.org/1999/xhtml”>
<head>
<meta http-equiv=”Content-Type” content=”text/html; charset=utf-8″ />
<title>Başlıksız Belge</title>

<style>
.body {
font:bold 15px “Lucida Sans Unicode”, “Lucida Grande”, sans-serif;
}
.baslik a {
font:bold 15px Georgia, “Times New Roman”, Times, serif;
color:#F00;
background:#6C6;
}

.baslik a:hover {
font:bold 15px Georgia, “Times New Roman”, Times, serif;
color:#F00;
background:white;
}
</style>

</head>

<body class=”body”>
<table width=”100%” height=”284″ border=”5″ cellpadding=”10″ cellspacing=”10″>
<tr>
<td bgcolor=”#00FFCC” width=”50%”><div class=”baslik”><a href=”#”>ÖZGEÇMİŞ</a></div>
<p>Kobe Bryant 22 sayı, 9 asist ve 5 ribauntla oynarken, NBA kariyerinde toplam 32.284 sayıya ulaşmayı başardı ve tüm zamanların sayı kralları listesinde 32.292 sayıyla 3. sırada bulunan Michael Jordan’ı geride bırakmaya çok yaklaştı.</p>
<br />
<p>Kobe Bryant 22 sayı, 9 asist ve 5 ribauntla oynarken, NBA kariyerinde toplam 32.284 sayıya ulaşmayı başardı ve tüm zamanların sayı kralları listesinde 32.292 sayıyla 3. sırada bulunan Michael Jordan’ı geride bırakmaya çok yaklaştı.</p>
<br /></td>
<td width=”50%” align=”left” valign=”bottom” bgcolor=”#3366FF”>
<ul>
<li>Kitap Adı ve Yazarı</li>
<li>Kitap Adı ve Yazarı</li>
<li>Kitap Adı ve Yazarı</li>
<li>Kitap Adı ve Yazarı</li>
<li>Kitap Adı ve Yazarı</li>
<li>Kitap Adı ve Yazarı</li>
<li>Kitap Adı ve Yazarı</li>
<li><a href=”http://www.sahsiyetakademisi.com”>Kitap Adı ve Yazarı</a></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p></td>
</tr>
<tr>
<td><p>Kobe Bryant 22 sayı, 9 asist ve 5 ribauntla oynarken, NBA kariyerinde toplam 32.284 sayıya ulaşmayı başardı ve tüm zamanların sayı kralları listesinde 32.292 sayıyla 3. sırada bulunan Michael Jordan’ı geride bırakmaya çok yaklaştı.</p>
<br />
<p>Kobe Bryant 22 sayı, 9 asist ve 5 ribauntla oynarken, NBA kariyerinde toplam 32.284 sayıya ulaşmayı başardı ve tüm zamanların sayı kralları listesinde 32.292 sayıyla 3. sırada bulunan Michael Jordan’ı geride bırakmaya çok yaklaştı.</p>
<br /></td>
<td bgcolor=”#3366FF”><table width=”100%” border=”0″>
<tr>
<td width=”50%” bgcolor=”#666666″><table width=”100%” border=”0″>
<tr>
<td width=”50%” bgcolor=”#663333″><img src=”http://sahsiyetakademisi.com/resim/ogrenci/44.jpg” width=”100″ /></td>
<td width=”50%” bgcolor=”#666666″><img src=”http://sahsiyetakademisi.com/resim/ogrenci/44.jpg” alt=”” /></td>
</tr>
</table></td>
</tr>
</table></td>
</tr>
</table>
</body>
</html>